|
Selçuk Dinçer
Festival Direktörü
Kuklayı Seven Kent
Renkleri vardır
kentlerin ve onların kimliğini belirtir bu renkler.
Kentler vardır, gri;
dumanlı bacaları insandan büyüktür, daha önemlidir.
Kentler vardır,
sarı; bir kâğıt parçasının peşindedir herkes ve insanları bile
satılıktır, diğer her şey gibi.
Kentler vardır,
kırmızı; doğmak ve ölmek arasındaki zaman nasıl geçer belli
değildir. Kentin hızına ayak uyduramazsa insan, ‘yok’tur artık.
Kentler vardır,
beyaz; zararsız ama yararsız da, var mı belli değil, tıpkı
insanları gibi.
Oysa kentler
vardır, mavi, denizler kadar engin. Derinlikleri hep insan
içindir bu kentlerin, insanı yüceltmek için.
Kentler vardır,
yeşil, ormanlar kadar zengin. Her solukta yaşadığını bir kez
daha anımsar insan. Çevresini saran kültürel zenginliğin bir
parçası ve yaratıcısıdır o.
Ve kentler vardır,
kuklayı severler; kimisi mavi, kimisi yeşildir bu kentlerin.
İçlerinde diğer renkleri de barındırsalar da tüm diğer renklere
baskın gelir mavilikler, yeşillikler. Sanat her yerdedir bu
kentlerde, olmazsa olmazdır. Bu kentler yalnız kendileri için
yaşamaz, bir ışıktır dünyaya.
Grisiyle mavisiyle, sarısıyla yeşiliyle insanın eseridir
kentler. İnsan seçimleriyle yaratır kentleri. Kısacası, insanın
yarattığı gibidir kentler. Biz boyarız kentleri. Kimilerini
sarıya kimilerini sevgiye, kimilerini griye kimilerini sanata ve
yapabiliyorsak eğer, en zoru, kimilerini ‘insan’a boyarız. Her
birimizin elinde bir fırça var ve sürekli boyuyoruz yaşadığımız
kentleri. Oysa büyük bir sorumluluk ister o fırçayı kullanmak;
gelecek kuşakların yaşamıdır fırçanın ucundan damlayan çünkü.
Sorumlulukla boyanan rengârenk bir kent için, kente her rengin
en güzel tonunu sürmek için kuklayı seviyoruz ve yaşatıyoruz
biz. Yalnız kuklayı da değil, insanı biraz daha ‘insan’ kılan
her şeyi. |