Dev Kuklalarla Mekâna Özgü Tiyatro

Sarah Brown - Fulbright Eğitmeni, Oyun Yazarı, Oyuncu ve Memphis Üniversitesi (TN, ABD), Performans Bölümü Öğretim Üyesi

Mekâna özgü tiyatronun ne olduğunu tanımlamanın belki de en kolay yolu gerçek bir mekâna özgü projenin metotlarını anlatmak olacaktır. Diğer sanatsal çalışmalarda olduğu gibi, yaratıcı süreç başladığında sanatçı cesaret gerektiren bir maceraya atılmaya gönüllü olmalı, bir nevi kendini uçurumdan aşağı bırakmış gibi hissetmeli. Tabii ki bunun anlamı düşünceleri kontrol etmeyi bırakıp kendi iç sesini dinlemek, görüntülerin zihinden akmasına müsaade etmek ve hepsinden öte bilinmeyene yapılan bir yoluculuğa cesaret etmek. Aslında pek çok açıdan, yaratmayı her şeyden daha heyecanlı ve tatmin edici kılan da işte bu doğaçlama elementi.

Bu yolculuğa hiç tanımadığınız, sayıca fazla bir grup kişiyle çıktığınızı, bir araya gelerek hepinizin ilk kez keşfettiği bir alanda, birlikte bir oyun yazdığınızı hayal edin; bir nevi bölgeyi tanıyan bir rehberiniz olmadan bir grup safarisine katılmışsınız gibi, heyecanlı, eğlenceli. İşte bizim, İzmir’deki 150 yıllık Tarihi Havagazı Fabrikası’na, bizden bu yılki İzmir Uluslararası Kukla Günleri kapsamında,  mekâna özgü bir gösteri yaratmamız istendiği için geldiğimiz o ilk gün, hissettiklerimiz aynen böyleydi.

20 Aralık 2013 tarihinde, The Dancing Ram Tiyatrosu (İsrail, Kudüs) kurucularından ben ve Adam Yakin, İzmir’li öğretmenler, öğrenciler ve diğer kişilerden oluşan bir grup gönüllü ile devasa kuklalar kullanarak, bu tarihi mekâna özgü bir gösteri hazırlamak üzere bir araya geldik. Adam Yakin mekâna özgü gösteri konusunda çok tecrübeli bir sanatçı, aynı zamanda Holon – Tel Aviv Kukla Okulu karnaval sanatları bölümü başkanı, dev kukla yapıcısı, oyuncu ve direktördür.

Ben de oyuncu, direktör, tek kişilik gösteri oyuncusu, oyun yazarı olarak çalışmakta ve aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nde Memphis Üniversitesi’nde oyunculuk dersleri vermekteyim. İşte aramızdaki bu benzerlikler ve farklı tiyatro geçmişlerimiz son derece verimli bir birliktelik oluşturdu.

İkimizin de bu gösteri ile ilgili amacı, ki mekâna özgü gösterilerin çoğunda bu böyledir, o mekâna özel bir hikâye yazmak değil, o yerin hikâyesini ortaya çıkarmak, mekânın bizle konuşmasına izin vermek, fabrikayı geçmişte olduğu şekliyle hayal etmek, içinde çalışanların neye benzediğini zihnimizde canlandırmak oldu.

Gönüllülerden oluşan grubumuz, dev kuklalarla bu işi yapmayı bir yana bırakın, daha önce hiç mekâna özgü bir gösteri yaratmamışlardı. Bu durum da bize, çalıştığımız grubun arzuları doğrultusunda ortaya çıkan, daha önce hiç denemediğimiz fikirlerin denenmesini teşvik etme eğiliminde olduğumuz için, yepyeni bir perspektif kazandırdı.

Bir arada geçirdiğimiz ilk saatte, zihnimizi mekânın yaratacağı hayallere açabilmek için, önce grup olarak sonra tek başımıza sessizce mekânda dolaşmaya başladık. Aynı zamanda, “Böyle bir fabrikada çalışmak nasıl bir histir?”, “Mekânın enerjisi ve ruhu nasıldı?” gibi sorular da soruyorduk.

Bireysel yaptığımız yürüyüşlerden sonra kafamızda oluşan imajları birbirimizle paylaştık ve orada bir zamanlar yaşandığını hayal ettiğimiz sahneleri tartıştık. Bunları yaparken, mekân bir zamanlar bir fabrikayken içinde barındırdığı, örneğin kömürden kaynaklanan siyah renk gibi renklerin, devasa ve mekâna hâkim bacadan çıkan duman kokusu gibi kokuların ne olduğu konusuyla da ilgilendik.

Burayla ilgili bir hikâye yaratabilmek için gerekli bir drama ve yaşanmış olması muhtemel duygular elde etmek hiç de zor olmadı – üstelik her gün, o en özel günleri için mekâna fotoğraf çektirmeye gelen gelinler ve damatların da ayrıca katkısı oldu. Mekânın geçmişinden ve bugününden adeta taşan duygular, yaşanmışlıklar bize çalışmamız için oldukça fazla malzeme sağladı. Çok heyecan verici bir süreç yaşayacağımızı bilerek büyük bir hevesle çalışmaya başladık.

Çalışmaya başladığımız ilk haftamızda, yaratacağımız sahnelerle ilgili ilham alabilmek ve oyunun nerede oynanabileceğini anlayabilmek için, mekânın hemen hemen her köşesinde doğaçlama sahneler canlandırdık. Birinci haftanın sonunda Adam ve ben, grubu oluşturan her bir kişinin bizlerle paylaştığı imajları ve doneleri temel alarak yarattığımız bir hikâyeyi gruba sunduk ve ikinci haftanın sonuna geldiğimizde grubumuzun yaratıcı ekibi oyunumuzun karakterlerini oluşturacak dev kuklaların küçük birer modellerini üretti. En çok ilgilendiğimiz konu fabrikanın çalışanları ve yanı sıra fabrika içindeki kömür ve dumanı canlandırabilmekti. Sürekli etrafımızda dolaşan kargalar ve martılar da kendiliklerinden üretilen kuklalar arasında yer aldılar. Oyunumuzda bunların hepsi olmalıydı.

Kuklaların yapımı başlayınca sayısı her gün artan bir yeni fikir seli yaşamaya ve hayal ettiğimiz her bir fırça darbesini gerçekleştirecek kadar vaktimiz kalıp kalmadığı konusunda şüpheler duymaya başladık.

Bu gösterinin muhtemelen en zorlayıcı kısmı oyunun mekâna özgü olmasıydı. Mekânın verdiği ilhamla, mekân içinde bir şekilde dolaşarak o mekânın hikâyesini anlatacak dev kuklalar yaratmak çok büyük bir zorluktu. The Dancing Ram Tiyatrosu sanatçıları, yedi yıldan fazla bir süredir, hem kuklalarla hem de kuklasız olarak mekâna özgü gösteriler yapıyorlardı zaten – yani aslında bu proje bizim için bilmediğimiz sularda yüzmek anlamına gelmiyordu ancak her bir yeni proje beraberinde gelen yeni yeni sorunların çözülmesi için her birimizin ayrı ayrı kafa yormasını gerektirir ki bu da bizi zaman zaman bu sanatın ustaları, zaman zaman ise öğrencileri haline getiriyordu.

Muhtemelen dev kuklaların ne olduğunu biliyorsunuzdur ama mekâna özgü tiyatro tam olarak ne demektir?

Kısaca anlatmak gerekirse mekâna özgü tiyatro iç mekân, dış mekân, bir dağ başı, terkedilmiş bir tren istasyonu, eski bir ev, yeni bir ev, tarihi bir yer ya da bir gaz fabrikası gibi herhangi bir yerde gerçekleştirilebilir; olanaklar sınırsızdır.

Mekâna özgü tiyatro sadece geleneksel bir tiyatro sahnesinde gerçekleşmediği için değil aynı zamanda oyun bir nevi mekânın kendisi tarafından ve mekânın bizzat kendisi sebebiyle yaratıldığı için geleneksel tiyatrodan farklıdır. Mekâna özgü tiyatro, tarihten, belli bir mekâna özgü bir karakterden ya da o mekândaki yaşanmışlıklardan ilham alarak ona ses kazandırır ve mekânın ruhunu ortaya koyar.

Bazen mekânı, mekânın kendisinin önerdiği bambaşka bir şeye dönüştürür. Örneğin geçen sene The Dancing Ram Tiyatrosu, Kudüs’te, Citadel of Golems isimli mekâna özgü bir oyun gerçekleştirdi. Oyun betondan bir avluda sunuldu ve hepimiz avluyu çevreleyen bir binanın ne kadar da çok, bir gemiye benzediğini fark ettik. Bunun sonucunda bu yanını vurgulayan ve izleyicilerin mekânı yeni bir bakış açısıyla görmesini ve hatta “gemiye binerek” bu sahneye katılmasını sağlayan bir sahne yaratmaya karar verdik. Bu bağlamda mekâna özgü tiyatro katılımcılığı son derece teşvik edici de olabilir.

İzleyiciler mekânı etkilerler çünkü mekânın bir parçası olurlar.  Mekâna özgü tiyatroda dekor seyirciyi çevrelediği için üçüncü bir duvar yoktur. Başka bir değişle izleyiciler oyun boyunca sahnededir. Hatta bazen bu tiyatro türünde, sahneleri farklı açılardan görebilmeleri ve başrol karakteri ve mekânın kendisiyle bağ kurabilmeleri için, seyircilerden mekân içinde yer değiştirmesi istenir. Seyirci mekândan dışlanmaz tam tersine mekânla yakınlaşır çünkü mekân gerçektir yani örneğin mekân yaratılmış olmadığı ve olduğu gibi kullanıldığı için seyirci oyundan, hayatında yer alan her hangi bir mekânı ve bu mekânın olabilecek kendine özgü hikâyesini zihinlerinde yeniden canlandırma yeteneğini arttırmak gibi bir nevi bir ödülle ayrılır.

Mekâna özgü tiyatroda oyuncu olarak dev kuklaların kullanılması kesinlikle bir gereklilik teşkil etmez. Aslında, hareketleri tam olarak “yapabilme” kabiliyetleri kısıtlı olduğundan dev kuklalar kullanmak bazen dezavantajdır da. Ancak onlar masalımsıdır ve (izleyenlerin) hayal dünyalarının mekânın sırlarına eşsiz ve güzel yollarla vakıf olmalarını sağlarlar. İşte biz de İzmir şehrinin Tarihi Havagazı Fabrikası’nın hikâyesini bu şekilde gün ışığına çıkarmak istedik. Umudumuz, mekâna adım attıkları anda izleyicilerin, hayalleri hayal yapan vahşilikler, sürprizler ve anlamlarla dolu bir hayal dünyasına adım attıklarını hissetmelerini sağlamak.

Sarah Brown

Fulbright Eğitmeni, Oyun Yazarı, Oyuncu ve Memphis Üniversitesi (TN, ABD), Performans Bölümü Öğretim Üyesi