KUKLA, KENDİSİNE BİÇİLEN ROLÜN KÖLESİ MİDİR, EFENDİSİ Mİ?

Kukla oyunlarının, hem çocuklar, hem erişkinler üzerinde kendine özgü bir etkisi var: Duruma hem çocuk hem erişkin açısından bakıldığında, gerçeğin kendi değil, taklidi olduğu açıkça belli olan kukla figürleri ile seyirci arasındaki mutlak mesafenin esnek olduğu, öykü, ustalıkla kurgulandığı, hünerle uygulandığı takdirde, bu mesafenin esnediği, kukla karakterlerin gerçek insanlarmış gibi algılanabildiği görülür. Bu da, kukla oyunlarının güldürdüğü kadar duygulandırmasını, duygulandırdığı kadar düşündürmesini sağlıyor.

Kukla oyunlarında kuklalar, oyunun yapısı gereği, devinimlerindeki mekaniklikten dolayı güldürü üretmeye kendiliğinden sahiptir. Düşme gibi, önceden tasarlanmadan gelişmiş olan ve insanı gafil avlayan hareketlerin insanı güldürdüğü bilinir. Charlie Chaplin’in Modern Zamanlar adlı filmde bir otomobil fabrikasında sürekli olarak vida sıktıktan sonra sokakta yürürken aynı hareketi sürdürmesi güldüren mekanik davranışa örnek gösterilir. Öte yandan, kukla oyunundaki mekanik devinim, istekleri köstekleyen bir kısıtlama gibi algılandığında/algılatıldığında seyircide sempati uyandırma ve duygulandırma gücüne de sahiptir. Bir de tabii, düşenin kalkması, kalkabilmesi çocuk seyirciyi mutlu eder. Oynatanına mahkum kuklanın, bu direnme yeteneği ile çocuğu içten güçlendirdiğini söyleyebiliriz.

Kukla seyrederken onların kendiliğinden devindiğini, bu oyunun kuralı gereği kabul ederiz. Tıpkı tiyatro oyunlarında oyuncunun, canlandırdığı oyunu kişisi olduğunu kabul ettiğimiz gibi. Oyunun keyfi, bu gönüllü yanılsamadan çıkar. Çünkü hem oyun kişisini hem onu canlandıran oyuncuyu seyrettiğimizi biliriz. Kukla figürünün yalnız oyun kişisinin değil, tiyatro oyununda onu canlandıran oyuncunun da taklidi, kısacası taklidin taklidi olması yanılsamanın keyfini ikiye katlar.
Kimi kukla oyunlarında, temsilin sonunda, ya da temsil boyunca oynatıcıların sahnede oynatılan figürlerle yan yana yer alması ise şaşırtarak düşündürme yönteminin en başarılı örneklerindendir.  Bu durumda oynatanla oynatılanın ilişkisi kendi öyküsünü kurgular. Kukla figürü, onu oynatanın ipine/sopasına/eline karşı direniyormuş, oynatıcı ile kuklası arasında örtük bir savaşım yaşanıyormuş gibidir. Bu savaşımın vurgulandığı,  kuklanın, oynatanın iradesine başkaldırdığı oyunlar daha çok hoşa gider. Oynatanın ona biçtiği rolün kölesiyken efendisi gibi davranan kuklanın durumu, komik olduğu ölçüde dramatiktir. Aklıma,   yaşamda da, tıpkı kuklalarınki gibi, bize biçilmiş rollerin kölesi mi, yoksa efendisi mi olduğumuz sorusunu getirir. Bana, içinde bulunduğumuz mekanın, zaman diliminin koşullarına, ailemizin, toplumumuzun, kendi biyolojik, psikolojik yapımızın bize dayattığı rolü hatırlatır. Kuklalara bakıp,  kalıplaşmış inançların, törelerin, yasakların, adetlerin, alışkanlıkların bizi yöneten iplerine karşı ne ölçüde direnebildiğimizi düşünürüm. Bir adım daha ileri gider, aklımı, bilgimi devreye sokarsam koşullarımızı değiştirebileceğimizi, bize biçilen rolllerin kölesi değil, efendisi olabileceğimizi fark ederim. Kuklanın onu yönetene direnme becerisi,  benim direnme azmimim ölçütü olur. Yenilgisi ise kırılganlık sınırımı belirler.

Durumu dram sanatı bağlamında irdelediğimde Antik tragedyaların, Shakespeare trajedilerinin kahramanlarının, rolünün efendisi olmakla yetinmediklerini, yeni efendilikler için ölümcül savaşımları göze aldıklarını görürüm. Gerçekçi dram kahramanları ise, rolünün kölesi kalmaya razı olmayan,  fakat zamanının koşullarına uygun yeni bir rol üstlenmeyi de beceremeyenlerdir. Günümüzde daha çok para ve erk gücünün onlara biçtiği rolün altında ezilenlerin öyküsünü ele alan oyunlar yazılıyor. Baş kaldıramamanın, oyuna gelmenin, gücünü sonuçsuz öfke patlamalarıyla tüketenlerin dramı üzerinde duruluyor. Kukla tiyatrosunun da, kolay güldüren, kolay duygulandıran kurgulamalarla yetinmeyip bu çapta sorunlara el attığında anlamlı sonuçlar elde ettiğini gösteren örnekler gördük. Hünerlerini böyle oyunlar için seferber eden kukla sanatçılarının başarısına tanık olmak, bu sanata olan sevgimizi saygı ile perçinliyor. Yeniden soruyorum: Kukla kendine biçilen rolün kölesi midir, efendisi mi? 

Prof. Dr. Sevda Şener