BİLGE

Zlatko Bourek – Çok özel sihirli bir dünyanın yaratıcısı, kukla dünyasından hemen hemen hiç kimseyle karşılaştırılamayacak bir usta. Gösterilerine hükmeden kabalık, grotesk, erotizm, hicivsel mizah ve yeni, orijinal formlarla, mucizelerin ve aynı zamanda acımasız gerçekliğin yorumu olan bir tiyatro, figür tiyatrosu hayat buluyor.

“Esmer ekmek, keten bir gömlek, ahşap bir ev, temiz su – bunlar günümüzde neyi temsil ediyorsa Moliére’nin oynandığı figür tiyatrosunda anlatılan da budur”. Zlatko Bourek, Moliére’nin Hastalık Hastası eserini, 1998 yılında Ljubljana Kukla Tiyatrosu’nda (LGL) sahnelediği kendi versiyonuyla böyle karşılaştırıyor; yaptığı karşılaştırmada bir ilham kaynağı, bir mesaj ve bir ders olan temel ve basit şeylerden bahsediyor.

O günlerde Bourek, Brecht öncesi, premodern tiyatro ve Alman heykeltıraş Ernst Barlach’ın yaptığı figür tiyatrosu ile ilgileniyordu. (1) Kukla tiyatrosunun aksine o günlerde uzmanlar arasında Alman Figür Tiyatrosu, kukla tiyatrosunun daha artistik bir türü olarak saygı görüyordu.

Figür tiyatrosu tamamen yeni formlardan, açık bir sahneden oluşuyor, oyunculuğa yol açıyor ve diğer sanat kollarından olan figürleri de dahil ederek objelerle oynuyordu (Obje Tiyatrosu). Figür Tiyatrosu ifadesi ilk olarak 19. yüzyılda kullanıldı; günümüzde ise, figür tiyatrosu daha artistik ve daha deneysel bir yaklaşım taşıdığı halde, Alman sanat dünyasında hem Figür Tiyatrosu hem de Kukla Tiyatrosu ifadeleri Kukla Tiyatrosu anlamında kullanılmaktadır. Bu bağlamda Bourek, Alman Figür Tiyatrosu’nu ve Amerikan kukla grubu Bread and Puppet Theatre’ın (2) kendisinin de aralarında olduğu hicivsel, alaycı ve iğneleyici tiyatro modelleri ve politik ve sokak tiyatrosuna örnek gösterilebilecek formlar olarak görüyor.

Hem kukla tiyatrosu ve hem de figür tiyatrosu, basit komik metinler ile basit ve nükteli formlarda iletişim de dahil olmak üzere tamamıyla yalınlık ister. Şaklabanlık, maskaralık ve karikatür her zaman kukla tiyatrosundaki tanımlayıcı özellikler olmuştur. Bu tarz temel bulgular ve bunlardan daha karmaşık bir sezgi, Bourek’in oyunlarının temel taşlarını, hatta harcını oluşturmuştur. Kendisi, son derece etkili “Faustyen” (güç ve bilgi karşılığında ruhunu satan bir Alman simyacıdan adını almıştır) oyunların, hicivsel kukla taslaklarının ve günümüz politik görüşlerini ve genel olarak insan doğasını eleştiren politikaya bağlı burleskin nedenini, nasılını mükemmel şekilde idrak etmiştir. Bu tarz tiyatrolar onun oyun sahasını oluşturmuştur, vermek istediği mesajın izleyenlerin her birini tam on ikiden vurması için ne yapması gerektiğini bilir ve anlar. Tüm bunları kendi oyunlarında etkin bir şekilde nasıl harmanlayacağını çok iyi bilir ve aynı zamanda geleneksel tiyatro elementlerini kaldırmaya da bayılır. Yine de belirtmek gerekir ki tüm bunlara rağmen, sahip olduğu, görsel sanatlardan, müzik, tiyatro ve filmlere uzanan dünya sanat tarihi, felsefe ve edebiyat alanındaki engin bilgileri olmadan sadece yaratıcılığı ile oyunlarında elde ettiği bugünkü çok katmanlı anlamlar, şahane kavrayış, etkinlik ve artistik değere ulaşması asla mümkün olmazdı.

Zlatko Bourek, tam anlamıyla Latince’den geçen “erudite” ifadesinde anlatıldığı gibi bir “mütebahhir”, daha geniş anlamda bir “bilge”dir. O, yaşlı, genç kim olursa olsun bilgiye susamış herkese bildiklerini aktarmaktan mutluluk duyan, alışılmışın dışı ölçülerde ve çok geniş yelpazeli bir bilgi birikimine sahip bir kişiliktir. İlgi alanları ve bilgi birikimi, almış olduğu eğitimlerle de belgelenmiştir: akademik bir ressam ve heykeltıraş olmanın yanı sıra aynı zamanda bir tiyatro direktörü, sahne tasarımcısı, kostüm tasarımcısı, karikatürist, animasyon filmleri yazarı ve çizeridir. Tüm bunlar ve hatta burada saymadığımız özellikleri, onun Hırvat Sanat ve Bilim Akademisi’ne (HAZU) davet edilmesini kaçınılmaz kılmış, 2002 yılında bu akademiye girerken 2010 yılında tam üyeliğine hak kazanmıştır.

Bourek, Ljubliana’ya çok uzun yıllar önce, 1970’lerde, direktör, drama yazarı ve kukla sanatı uzmanı Edi Majaron’dan aldığı davet üzerine gelmiştir. Bourek’in Ljubljana Kukla Tiyatrosu’ndaki ilk oyunu, kukla ve sahne tasarımını yaptığı, 1978 yılında sahnelenen Frane Puntar’ın “Seesaw” adlı oyunudur. Tasarladığı kuklaların tarzı yetmişlerin macera dolu ruhunu takip etse de onun kuklaları Bourek’in karakteristik karikatürleme özelliklerini, ‘Hairy Jumpers’daki kuklaları da karakter içindeki ruhu yansıtır –ki aksi zaten düşünülemezdi-

1982 yılında Bourek, LGL’de, pek çok uzmanın Avrupa kukla tiyatrosunun (3) en başarılı oyunlarından biri olduğuna inandıkları, Isidor Vladimirovich Shtok'un İlahi Komedyası’nı sahnelemiştir. Hem bir bütün olarak oyunun görsel artistik tasarımı hem de yönetmenliği Bourek tarafından gerçekleştirilmiştir. Dramayı zihninde canlandırarak bunu oyuncu ve kukla harmonisi şeklinde yeniden kurgulamış ve kuklaların hicivsel karakterleri ve oyuncu kostümleri üzerinde ve aynı zamanda canlı çizimler üzerindeki (kukla şablonları) muhteşem el yazılarında oyunbaz formlar halinde izlerini bırakmış, sahnede olağan üstü bir etki yaratmalarını sağlamıştır.

Bourek’in LGL ile yeniden işbirliği yapması için beş yıldan fazla bir zaman geçmesi gerekmiştir. Soğuk 13 Aralık 1987 gecesi LGL, Aristophanes'in Lysistrata’sının prömiyerine ev sahipliği yapmıştır. Bu oyunda Edi Majaron yönetmenliği üstlenirken artistik tasarım Bourek’in hayal dünyasından oldukça erotik elementler taşıyan fantastik figürler olarak sahneye akmış; oyunun temeli, Bourek’in engin bilgisi, artistik hayal gücü ve deneyimiyle şekillenmiştir. Grotesk, karikatürize edilmiş özellikler, karakterlerin ve kostümlerin erotizm kokan dışa vurumcu üsluplaştırılması, otantik Yunan Eros ve Thanatos’u, Lysistrata’yı hem çok modern hem de antik ruhuna sadık kalınmış bir oyuna dönüştürmüştür.

Bourek ve Majaron’un Lysistrata’sı o zamanın Yugoslav kukla izleyicisini ve uzmanlarını şaşkınlığa düşürmüştür. Oyundaki, grotesk, mizah, fantastik kurgu ve klasik iğneleyici Yunan hicvini birleştiren şehvet ve dışa vurumcu görseller, Yugoslavya’nın çöküşünü haber vermektedir.

Oyunun, Peloponez savaşları ve kadınların, kardeşin kardeşi öldürdüğü savaşı bitirme kararlılığı (Sparta ve Atinalı kadınlar bir seks grevi ile savaşa son vermeyi başarmıştı) ve ‘erkek soyunun’ mağrurluğunu ve sadece erkeklere bahşedilen gücünü zekası ile alt edebilme becerisine sahip olmaları şeklinde özetlenebilecek teması bile, seks, güç, otorite, hakimiyet, manipülasyon, kadın, erotizm, erkek, toplum, vs gibi hem tarihi hem de güncel, politik, sosyal ve psikolojik sorunları içermekteydi.

Bourek tüm bu konularla alakalı görüşlerini izleyiciye, yedi aktristin seksüel özelliklerinde, yedi oyunbaz erkek kuklada ve bir köpek kostümünde (köpek kostümü giyinmiş bir oyuncu) aktarmayı başarmıştır. Anlamlı maskeleri, rengârenk oryantal kıyafetleri, aşırı makyajları ve evrensel vücut kıvrımlarıyla (kostümlere tutturulmuş koskocaman göğüsler ve popolar), oldukça geniş çeşitlilikte son derece belirgin erkeklik organlarıyla sarsakça hareket eden, yüzlerinde spazm geçirmiş gibi kasılı, ekşimiş bir ifade olan erkek karakterleri itip kakan kadın kuklalar, tüm bu görsellik ve insan doğasının son derece başarı ile karikatürize edilmesi Bourek’in Lysistrata’sının tarihte ve yazılı figür tiyatrosunda ('Figurentheater'), tiyatro sanatlarının tam kalbinde bir yer edinmesini sağlamıştır.

Lysistrata ile Bourek’in sanat çalışmaları ekstrem sınırlarına ulaşmış hatta belki bu sınırları aşmış, buna rağmen tutarlılığını korumuş, eşsiz, “ je ne sais quoi” (tam olarak isimlendirilemeyecek kadar güzel ve çekici) performansıyla kişiyi ve hayal dünyasını ‘cennet’e taşımayı başarmıştır. Tüm bunları, emsalsiz ve evrensel olarak anlaşılabilecek görsel dille gerçekleştirdiği sadece birkaç dokunuşla başardı. Nükteli bir şekilde her iki cinsiyetin de konstelasyonlarındaki oyunbazlığı arttırarak erotizmin tüm eski şaşasıyla ışıldamasını sağladı  

1988 yılındaki Let's Play With Puppets, Bourek’in farklı kukla türlerini (ipli, el ve gölge kuklaları, Sicilya tarzı kuklalar) pandomim (Andrés Valdés),  bale, koro ve sıra dışı sahne konsepti ile birleştirdiği, LGL tarafından sahnelenen bir oyun. Animatörlerin kâh saklanıp kâh açıkça görüldüğü, olayların sürekli imalı olarak odak noktasına doğru yönlendirildiği oyun Ljubomir Draškić, tarafından yönetilmiştir.

1992 yılnda Bourek Jelena Sitar ve Igor Cvetko tarafından birlikte çalışmak üzere davet edilmiştir. Onların müzikli ve pitoresk projelerinin artistik tasarımı Bourek tarafından yapılmıştır. Sitar ve Cvetko, son derece ilginç bir proje olan Haydn’ın kukla operası, “The Burning House” oyununu Zapik Kukla Tiyatrosu ve Ljubljana’daki Cankarjev Kilisesi ile birlikte sahnelemiştir. Organizasyon ve prodüksiyon açısından son derece zorlu olan bu projede (4), Cvetko oyunun müzik kısmıyla ilgili hazırlıkları yürütmüş ve opera sanatçıları ile küçük bir orkestrayı koordine etmiş, oyunun aynı zamanda direktörü olan Sitar ise kuklalar ve oyuncularla ilgilenmiştir. Bourek tarafından tasarlanan kukla ve sahne taslakları ise Saraybosnalı usta Ivıca Bilek tarafından üretilmiştir. Kostümler ve saç modelleri Diana Bourek gözetiminde şekil bulurken kuklaların baş kısımları bizzat Zlatko Bourek tarafından yapılmış ve boyanmıştır. Her zaman olduğu gibi bu oyunda da Bourek her bir karakterin doğasını başarı ile yansıtmış ve bunları mizahi şekilde birleştirmiştir. Tüm bunların sonucunda ortaya Haydn’ın eğlenceli müzikleri ile uyum içinde sahnelenen renkli ve etkileyici bir gösteri çıkmıştır.

Bourek 1998 yılında tekrar LGL ile ortak bir çalışma gerçekleştirmiştir. Bu kez Bourek’i mutlak ve tek yazar olarak zorlayan gösteri Molière'in Hastalık Hastası’dır. Adapte edilmiş senaryoyu yazan, dramaturji, yönetmenlik, artistik tasarım, kukla tasarımı, oyuncu ve kukla oynatıcıların eğitmeni görevlerini üstlenen Bourek bu oyunla alakalı şunları söylüyordu: “…metni eski tarz figür tiyatrosuna uygun şekilde inceleyebilmek için oyunun kendisini de incelemek amacıyla bizler de ‘oyunculuk dersleri’ alacağız. /…/ belki de bu Ljubljana’da bir kukla akademisi kurmanın ilk adımlarını oluşturur/…/”. Bourek Molière'in Hastalık Hastası’nı LGL’de figür tiyatrosu olarak ve Croatian Drama HNK’de sadece oyuncularla sahneye koydu.

Bourek figür tiyatrosunu “Kukla tiyatrosu ile karşılaştırıldığında figür tiyatrosu daha kaba, daha hicivsel, daha sarkastik ve ifadelerinde daha acımasızdır. Figür tiyatrosunun (ve kuklaların) belirleyici özelliği sadece tek bir küçük detayda yatar. Oyuncular sahneye çıkarlar ve ayrılırlar… ancak bizim tiyatromuzda figürler yerden yükselir, onları gerçek dünyadan farklılaştıran bazı anlaşılmaz kendilerine özgü kuralları takip ederek sahnenin istedikleri yerine inerler. Figür tiyatrosunda hereket etmek demek sadece insan hareketlerini taklit etmek demek değildir. Amaç objeyi taşımaktır ki oyuncunun o objeyi taşıma kurallarına uyması ve doğru taşıması şarttır. Bir parça ‘bir şeyi’ hareket ettiren ve oynatan oyuncular, ‘o şeyin’ aynı zamanda konuştuğunu görünce çocuklar gibi neşelenirler – ama bunu becerebilmek için de epeyce ter dökerler.” sözleriyle açıklıyor (5).

Hastalık Hastası, grotesk figürler (kuklalar), gerçek üstü elementler ve tabii ki Bourek ve Moliére’nin mizah anlayışıyla, başarılı bir hivicsel oyun oldu. Günlük gazeteler Hastalık Hastası için ‘insanın zayıflığının karikatürize edilmesi’, ‘eğlenceli bir hiciv’ tanımlamalarını yaptılar. Zekice hazırlanmış görseller, maskelerin ve figürlerin üretim metodu, hem artistik ve anlatımsal açıdan hem de sıradan bir bakış açısıyla ve bunların yanı sıra modern yapay materyallerin kuklalarda kullanılmasıyla bu oyun Slovenya kukla sanatı için bir devrim olmuştu.

Ne yazık ki bu kuklalar doğru şekilde saklanamadı ve yapılmış oldukları malzemeler bir takım ‘kimyasal aşınmalara’ yenik düştü.

1999 yılında Bourek LGL’de pedagoji programı tasarlayan ve yürüten uzmanlar grubuna katıldı – LGL tiyatro ve kukla stüdyosundaki birinci sınıf öğrencilerine mentor olarak hizmet verdi ve Milan Dekleva’nın yazdığı ‘From One To Zero’ adlı gösteriye görsel tasarımlarıyla katkıda bulundu. Bourek’in kürsüsü ve rehberliği altındaki her bir kişi, aktör, animatör olarak yeteneklerini gösterme şansı yakaladı. Pek çok esprili biçimde stilize edilmiş ve hicivsel ifadeli ‘numaralandırılmış kukla’ yapıldı.

Matjaž Loboda’nın yönetmenliği ve mentorluğu altında, 2001 yılında, öğrencilerin üçüncü halk prodüksiyonu olan, Andrej Rozman Roza tarafından sanat yönü ağır basacak şekilde modernize edilen, 19. yüzyılın ‘yerli oyunu’ Ivanka of the Cave sahnelendi. Bourek bu oyuna bir kez daha Ivica Bilek ile işbirliği içinde hazırladığı sahne ve kuklalarla katkıda bulundu. Bu hikâye için en doğru seçim soytarıya benzeyen, sakar, kaba saba ve komik Sicilya tarzı kuklalar oldu.

Kukla tiyatrosu, ‘figür’ tiyatrosu ve maske tiyatrosu, avam sokak tiyatrosundakilere yakın, basit içeriklere ihtiyaç duyar; eleştrisel gerçeklik vurgulanır. Birilerini acıtma ya da dalga geçme arzusu yoktur, diğer insanlara duyulan sevgi yüzünden eksik yönler nükteli bir şekilde işlenir.

Harlequinesque tiyatro ve figür tiyatrosunun prensipleri bir anlamda tiyatro geleneğinden ilham almaktan mutluluk duyan Bourek’in gösterilerinin çoğunun ayırıcı özelliğini teşkil eder. Bazı uzmanlar şekilsel ve semantik anlamda el kuklası tiyatrosunu, Bourek’in tiyatrosunun menşesi olarak görürler. Bourek sıklıkla oyuncunun vücudu ile kuklayı birleştirmiş ve çeşitli maskeler kullanmış ya da oyuncunun yüzünü boyamıştır. Aynı zamanda insan vücudunun çeşitli kısımlarını maskelemiş ve hatta onları canlandırmıştır. Erotizmi, kendi yaratıcı sürecine ve yarattıklarına iyimserlik, kahkaha ve neşe katan önemli bir iletişim aracı olarak görmüştür.

Eros aresu ures (Antibarbarus 2011) başlığı altında, şair Tonko Maroević’in yazısıyla birlikte yayımlanan ilk erotik çizimleri, Bourek’in en son projelerini temsil eder (sergiler hariç) (6). Askerlik yaptığı dönemden beri gerçekleştirdiği çizimler, zamana karşı durmuş ve Bourek’in yorulmak bilmez yaratıcı canlılığının kanıtı olmuştur.

 

Notlar

1 Slavko Pezdir’in Zlatko Bourek ile yaptığı, Delo gazetesinde yayımlanan 4 Mayıs 1998 tarihli ‘From the Landscape Where Man is the Highest Peak’ (Erkeklerin Bulunduğu Zirveden Manzaralar) isimli röportaj.

2 1963 yılında, New York’ta, 1963 Silesia (Almanya) doğumlu Peter Schumann tarafından maske tiyatrosu ya da daha doğru bir değişle ‘yaşayan kuklalar’ tiyatrosu kuruldu. Bu form, 1960’larda politik tiyatro tarafından, maskeli tören alayı, dile getirme amaçlı gösteriler ve Vietnam Savaşı’nı protesto şeklinde oldukça sık kullanılmıştır.

3 1961 yılında iki Rus sanatçı – Isidor Vladimirovich Shtok ve kukla sanatçısı Sergey Obraztsov –Moskova’daki State Central Kukla Tiyatrosu’nda İlahi Komedya adlı oyunun prömiyerinin düzenlenmesine yardım etmişlerdir.

Kaynak: İlahi Komedya, LGL, 1982/83 sezonu program kitapçığı

4 Opera ilk kez 1776’da, Eisenstadt’daki Esterhazy Sarayı’nda sahnelendi. Kuklalar ve müzik eşliğinde sunuldu. Ljubljana’daki gösteride ise daha az müzik ve çeşitli, modern el kuklaları kullanıldı.

Kaynak: Jelena Sitar, The Burning House II, Lutka dergisi, sayı 53, 1996, 141/142. sayfalar

5 Hastalık Hastası, LGL Büyük Sahne, 1997/98 sezonu, program kitapçığı, sayfa 2

6 2009 yılı kışı başlarında, Ajdovščina’daki Pilon Galerisi’nde Bourek’in resimleri ve Rade Končar XIII. Proleter Askeri Birliği’nde askerlik görevini yaptığı 1956 yılına ait 45 çizimi sergilenmiştir.

 

Vesna Teržan

Art historian, art critic and curator

Vesna Teržan - Sanat tarihçisi, eleştirmen ve küratör